Firtina
New member
Yine de toplumsal beklentilerin insanların duygularını ifade etme ve yorumlama biçimlerini etkileyebildiğine ilişkin bilimsel bulgular vardır.
Chaplin ve Aldao'nun 2013 yılında yayımlanan meta-analizi, çocuk ve ergenlerde duyguların yüz, ses ve davranış yoluyla ifade edilmesine ilişkin 166 araştırmayı ve toplam 21.709 katılımcıyı değerlendirdi. Araştırmacılar, kızların olumlu duyguları ve üzüntü ya da kaygı gibi içe yönelen duyguları biraz daha fazla, erkeklerin ise bazı koşullarda öfke gibi dışa vurulan duyguları biraz daha fazla ifade ettiğini buldu. Ancak genel farklılıklar oldukça küçüktü ve yaşa, sosyal ortama ve görevin niteliğine göre değişiyordu.
Kaynak: Chaplin, T. M. ve Aldao, A. (2013). Gender Differences in Emotion Expression in Children: A Meta-Analytic Review. Psychological Bulletin.
Bu çalışma doğrudan sol alt bakışın anlamını araştırmıyor. Dolayısıyla bulguları göz hareketlerine doğrudan uygulamak mümkün değil. Bununla birlikte, insanların duygusal ifadelerinin sosyal bağlamdan etkilenebildiğini göstermesi bakımından konuyla ilişkilidir.
Örneğin bir kadın, iş yerinde kendisine yöneltilen eleştiriye cevap vermeden önce gözlerini aşağıya çevirdiğinde, bunu yalnızca düşünme hareketi olarak değil, içinde bulunduğu ortamın yarattığı baskıyla birlikte değerlendirebilir. Aynı kadın, evinde güvendiği bir arkadaşının yanında aynı hareketi yaptığında ise bunu daha rahat biçimde düşüncelerini toparlamakla ilişkilendirebilir.
Bu iki yorum arasında mutlaka bir çelişki bulunmaz. Çünkü aynı kişinin davranışı farklı sosyal koşullarda farklı işlevler görebilir.
Buradaki asıl mesele, kadınların duygusal, erkeklerin mantıksal olduğu iddiası değil; duygusal ve toplumsal bağlamın insan davranışlarını anlamlandırırken önemli bir bilgi kaynağı olabilmesidir.
5. Erkek ve Kadın Bakış Açılarını Karşılaştırmak: Fark Nerede Ortaya Çıkıyor?
Düşünürken sol alta bakma davranışını değerlendiren iki farklı kişinin aynı olay karşısında farklı sorular sorduğunu varsayalım.
Birinci kişi, davranışın hangi koşullarda ortaya çıktığını, ne kadar sık tekrarlandığını ve konuşmanın içeriğiyle ilişkili olup olmadığını araştırıyor. İkinci kişi ise kişinin o sırada kendisini rahat hissedip hissetmediğini, konuşmanın duygusal yönünü ve aralarındaki ilişkinin durumunu anlamaya çalışıyor.
İlk yaklaşım davranışın gözlenebilir yönlerini, ikinci yaklaşım ise davranışın kişiler arası anlamını ön plana çıkarabilir. Ancak bunları sırasıyla erkeklere ve kadınlara ait özellikler olarak görmek doğru değildir. Her iki yaklaşım da aynı kişinin değerlendirmesinde bir araya gelebilir.
Örneğin partnerinin önemli bir soruya cevap vermeden önce sol alta baktığını fark eden biri, önce bu davranışın konuşmanın hangi bölümünde gerçekleştiğini gözlemleyebilir. Ardından partnerinin zorlanmış, üzgün veya düşünceli görünüp görünmediğini değerlendirebilir. Son olarak tahmin yürütmek yerine açık bir soru sorabilir: "Bu konuda düşünmek için biraz zamana mı ihtiyacın var?"
Bu yöntem, ölçülebilir gözlemle empatiyi birleştirir.
Karşılaştırmanın temelinde üç unsur bulunur:
Birincisi, gözlenebilir veri. Kişi ne zaman aşağıya bakıyor, konuşma sırasında ne oluyor ve davranış ne kadar sürüyor?
İkincisi, kişisel ve ilişkisel bağlam. Konuşma hassas bir konu hakkında mı, kişi kendisini baskı altında mı hissediyor, karşısındaki insanla ilişkisi nasıl?
Üçüncüsü, yorumun doğrulanabilirliği. Gözlenen davranıştan çıkarılan sonuç, kişinin açıklaması veya başka güvenilir bilgilerle destekleniyor mu?
Bu üç unsur birlikte ele alındığında, cinsiyet üzerinden yapılan genellemelerin neden yetersiz kaldığı daha net anlaşılır.
6. Günlük Hayattan Örnekler: Aynı Göz Hareketi, Farklı Anlamlar
Konuyu daha iyi anlayabilmek için farklı yaşam koşullarında ortaya çıkabilecek birkaç örneğe bakalım.
Örnek 1: Romantik ilişkide zor bir soru
Bir kişi partnerine "Son zamanlarda neden daha sessizsin?" diye soruyor. Partneri cevap vermeden önce sol alt tarafa bakıyor ve birkaç saniye susuyor.
Bu davranışı gözlemleyen kişi, partnerinin bir şey sakladığını düşünebilir. Ancak başka bir açıklama da mümkündür: Partneri yaşadığı sorunları nasıl anlatacağını bilemiyor veya karşısındaki kişiyi incitmekten çekiniyor olabilir.
Burada göz hareketinden çok, konuşmanın devamı önemlidir. Partner düşüncelerini açıkça ifade ediyor mu? Soruyu yanıtlamak için zaman mı istiyor? Konuşma ilerledikçe rahatlıyor mu?
Bu soruların cevapları bile kişinin iç dünyasını kesin olarak ortaya koymaz; fakat aceleci bir yargıdan daha sağlıklı bir iletişim kurulmasına yardımcı olur.
Örnek 2: İş görüşmesinde cevap vermeden önce düşünmek
Bir adaydan önceki işinden neden ayrıldığı soruluyor. Aday gözlerini sol alta çeviriyor, kısa bir süre düşünüyor ve ardından açıklama yapıyor.
Bir gözlemci bunu stres belirtisi olarak değerlendirebilir. Başka biri ise adayın dikkatli bir cevap hazırladığını düşünebilir. Üstelik adayın deneyimli olması, konuşkan olması veya erkek ya da kadın olması bu hareketin anlamını tek başına belirlemez.
Özellikle iş görüşmelerinde göz teması ve konuşma tarzı gibi davranışlara aşırı önem verilmesi, kendisini farklı biçimlerde ifade eden adayların haksız değerlendirilmesine yol açabilir.
Örnek 3: Aile içinde geçmiş bir olayı hatırlamak
Bir aile üyesi, yıllar önce yaşanan bir olay hakkında soru sorulduğunda aşağıya bakarak konuşmaya başlıyor. Bunun nedeni anıyı zihninde canlandırmaya çalışması olabilir. Ancak olayın duygusal ağırlığı, hafızadaki belirsizlikler veya yalnızca konuşma alışkanlığı da etkili olabilir.
Özellikle geçmişte yaşanmış olaylarda, kişinin göz hareketini anının doğruluğuna ilişkin kanıt olarak kullanmak sakıncalıdır. İnsan hafızası kusursuz bir kayıt cihazı değildir ve kişi samimi olduğu hâlde ayrıntıları yanlış hatırlayabilir.
Bu örnekler, beden dilinin neden tek başına bir teşhis aracı olarak kullanılmaması gerektiğini gösteriyor.
7. Göz Hareketi, Duygular ve Toplumsal Kalıplar Arasındaki İlişki
İnsanların beden diline ilişkin yorumları yalnızca gözlemledikleri davranışlardan oluşmaz. Geçmiş deneyimleri, kültürel kabulleri ve karşılarındaki kişiden beklentileri de bu yorumları etkiler.
Örneğin bir erkek çocuğuna çocukluğundan itibaren duygularını fazla göstermemesi gerektiği öğretilmiş olabilir. Yetişkin olduğunda hassas bir konu hakkında konuşurken gözlerini kaçırması, duygularını düzenlemeye çalışmasıyla ilişkili olabilir. Başka bir erkek ise ailesinde açık iletişimin teşvik edildiği bir ortamda büyümüş ve zor konuları konuşurken rahat davranmayı öğrenmiş olabilir.
Benzer biçimde kadınlar da farklı toplumsal beklentilerle karşılaşabilir. Bir kadından sürekli anlayışlı olması, karşısındaki kişinin duygularını gözetmesi veya çatışmadan kaçınması beklenebilir. Başka bir kadın ise mesleki yaşamında doğrudan ve kararlı iletişimin önemsendiği bir çevrede yetişmiş olabilir.
Bu örneklerden hareketle, cinsiyetin davranışları tek başına belirlediğini söyleyemeyiz. Daha anlamlı soru, kişinin hangi deneyimlerden geçtiği ve bulunduğu ortamın kendisinden nasıl davranmasını beklediğidir.
Chaplin'in 2015 yılında yayımlanan Gender and Emotion Expression: A Developmental Contextual Perspective başlıklı incelemesi de duygu ifadesini biyolojik, psikolojik ve toplumsal etkenlerin birlikte şekillendirebildiği bir süreç olarak ele alır. Bununla birlikte yazar, alandaki araştırmaların önemli bölümünün ABD, Kanada ve bazı Batı Avrupa ülkelerindeki çocuklara dayandığına dikkat çeker. Dolayısıyla bu sonuçları bütün kültürlere ve yetişkinlere doğrudan genellemek doğru değildir.
Chaplin ve Aldao'nun 2013 yılında yayımlanan meta-analizi, çocuk ve ergenlerde duyguların yüz, ses ve davranış yoluyla ifade edilmesine ilişkin 166 araştırmayı ve toplam 21.709 katılımcıyı değerlendirdi. Araştırmacılar, kızların olumlu duyguları ve üzüntü ya da kaygı gibi içe yönelen duyguları biraz daha fazla, erkeklerin ise bazı koşullarda öfke gibi dışa vurulan duyguları biraz daha fazla ifade ettiğini buldu. Ancak genel farklılıklar oldukça küçüktü ve yaşa, sosyal ortama ve görevin niteliğine göre değişiyordu.
Kaynak: Chaplin, T. M. ve Aldao, A. (2013). Gender Differences in Emotion Expression in Children: A Meta-Analytic Review. Psychological Bulletin.
Bu çalışma doğrudan sol alt bakışın anlamını araştırmıyor. Dolayısıyla bulguları göz hareketlerine doğrudan uygulamak mümkün değil. Bununla birlikte, insanların duygusal ifadelerinin sosyal bağlamdan etkilenebildiğini göstermesi bakımından konuyla ilişkilidir.
Örneğin bir kadın, iş yerinde kendisine yöneltilen eleştiriye cevap vermeden önce gözlerini aşağıya çevirdiğinde, bunu yalnızca düşünme hareketi olarak değil, içinde bulunduğu ortamın yarattığı baskıyla birlikte değerlendirebilir. Aynı kadın, evinde güvendiği bir arkadaşının yanında aynı hareketi yaptığında ise bunu daha rahat biçimde düşüncelerini toparlamakla ilişkilendirebilir.
Bu iki yorum arasında mutlaka bir çelişki bulunmaz. Çünkü aynı kişinin davranışı farklı sosyal koşullarda farklı işlevler görebilir.
Buradaki asıl mesele, kadınların duygusal, erkeklerin mantıksal olduğu iddiası değil; duygusal ve toplumsal bağlamın insan davranışlarını anlamlandırırken önemli bir bilgi kaynağı olabilmesidir.
5. Erkek ve Kadın Bakış Açılarını Karşılaştırmak: Fark Nerede Ortaya Çıkıyor?
Düşünürken sol alta bakma davranışını değerlendiren iki farklı kişinin aynı olay karşısında farklı sorular sorduğunu varsayalım.
Birinci kişi, davranışın hangi koşullarda ortaya çıktığını, ne kadar sık tekrarlandığını ve konuşmanın içeriğiyle ilişkili olup olmadığını araştırıyor. İkinci kişi ise kişinin o sırada kendisini rahat hissedip hissetmediğini, konuşmanın duygusal yönünü ve aralarındaki ilişkinin durumunu anlamaya çalışıyor.
İlk yaklaşım davranışın gözlenebilir yönlerini, ikinci yaklaşım ise davranışın kişiler arası anlamını ön plana çıkarabilir. Ancak bunları sırasıyla erkeklere ve kadınlara ait özellikler olarak görmek doğru değildir. Her iki yaklaşım da aynı kişinin değerlendirmesinde bir araya gelebilir.
Örneğin partnerinin önemli bir soruya cevap vermeden önce sol alta baktığını fark eden biri, önce bu davranışın konuşmanın hangi bölümünde gerçekleştiğini gözlemleyebilir. Ardından partnerinin zorlanmış, üzgün veya düşünceli görünüp görünmediğini değerlendirebilir. Son olarak tahmin yürütmek yerine açık bir soru sorabilir: "Bu konuda düşünmek için biraz zamana mı ihtiyacın var?"
Bu yöntem, ölçülebilir gözlemle empatiyi birleştirir.
Karşılaştırmanın temelinde üç unsur bulunur:
Birincisi, gözlenebilir veri. Kişi ne zaman aşağıya bakıyor, konuşma sırasında ne oluyor ve davranış ne kadar sürüyor?
İkincisi, kişisel ve ilişkisel bağlam. Konuşma hassas bir konu hakkında mı, kişi kendisini baskı altında mı hissediyor, karşısındaki insanla ilişkisi nasıl?
Üçüncüsü, yorumun doğrulanabilirliği. Gözlenen davranıştan çıkarılan sonuç, kişinin açıklaması veya başka güvenilir bilgilerle destekleniyor mu?
Bu üç unsur birlikte ele alındığında, cinsiyet üzerinden yapılan genellemelerin neden yetersiz kaldığı daha net anlaşılır.
6. Günlük Hayattan Örnekler: Aynı Göz Hareketi, Farklı Anlamlar
Konuyu daha iyi anlayabilmek için farklı yaşam koşullarında ortaya çıkabilecek birkaç örneğe bakalım.
Örnek 1: Romantik ilişkide zor bir soru
Bir kişi partnerine "Son zamanlarda neden daha sessizsin?" diye soruyor. Partneri cevap vermeden önce sol alt tarafa bakıyor ve birkaç saniye susuyor.
Bu davranışı gözlemleyen kişi, partnerinin bir şey sakladığını düşünebilir. Ancak başka bir açıklama da mümkündür: Partneri yaşadığı sorunları nasıl anlatacağını bilemiyor veya karşısındaki kişiyi incitmekten çekiniyor olabilir.
Burada göz hareketinden çok, konuşmanın devamı önemlidir. Partner düşüncelerini açıkça ifade ediyor mu? Soruyu yanıtlamak için zaman mı istiyor? Konuşma ilerledikçe rahatlıyor mu?
Bu soruların cevapları bile kişinin iç dünyasını kesin olarak ortaya koymaz; fakat aceleci bir yargıdan daha sağlıklı bir iletişim kurulmasına yardımcı olur.
Örnek 2: İş görüşmesinde cevap vermeden önce düşünmek
Bir adaydan önceki işinden neden ayrıldığı soruluyor. Aday gözlerini sol alta çeviriyor, kısa bir süre düşünüyor ve ardından açıklama yapıyor.
Bir gözlemci bunu stres belirtisi olarak değerlendirebilir. Başka biri ise adayın dikkatli bir cevap hazırladığını düşünebilir. Üstelik adayın deneyimli olması, konuşkan olması veya erkek ya da kadın olması bu hareketin anlamını tek başına belirlemez.
Özellikle iş görüşmelerinde göz teması ve konuşma tarzı gibi davranışlara aşırı önem verilmesi, kendisini farklı biçimlerde ifade eden adayların haksız değerlendirilmesine yol açabilir.
Örnek 3: Aile içinde geçmiş bir olayı hatırlamak
Bir aile üyesi, yıllar önce yaşanan bir olay hakkında soru sorulduğunda aşağıya bakarak konuşmaya başlıyor. Bunun nedeni anıyı zihninde canlandırmaya çalışması olabilir. Ancak olayın duygusal ağırlığı, hafızadaki belirsizlikler veya yalnızca konuşma alışkanlığı da etkili olabilir.
Özellikle geçmişte yaşanmış olaylarda, kişinin göz hareketini anının doğruluğuna ilişkin kanıt olarak kullanmak sakıncalıdır. İnsan hafızası kusursuz bir kayıt cihazı değildir ve kişi samimi olduğu hâlde ayrıntıları yanlış hatırlayabilir.
Bu örnekler, beden dilinin neden tek başına bir teşhis aracı olarak kullanılmaması gerektiğini gösteriyor.
7. Göz Hareketi, Duygular ve Toplumsal Kalıplar Arasındaki İlişki
İnsanların beden diline ilişkin yorumları yalnızca gözlemledikleri davranışlardan oluşmaz. Geçmiş deneyimleri, kültürel kabulleri ve karşılarındaki kişiden beklentileri de bu yorumları etkiler.
Örneğin bir erkek çocuğuna çocukluğundan itibaren duygularını fazla göstermemesi gerektiği öğretilmiş olabilir. Yetişkin olduğunda hassas bir konu hakkında konuşurken gözlerini kaçırması, duygularını düzenlemeye çalışmasıyla ilişkili olabilir. Başka bir erkek ise ailesinde açık iletişimin teşvik edildiği bir ortamda büyümüş ve zor konuları konuşurken rahat davranmayı öğrenmiş olabilir.
Benzer biçimde kadınlar da farklı toplumsal beklentilerle karşılaşabilir. Bir kadından sürekli anlayışlı olması, karşısındaki kişinin duygularını gözetmesi veya çatışmadan kaçınması beklenebilir. Başka bir kadın ise mesleki yaşamında doğrudan ve kararlı iletişimin önemsendiği bir çevrede yetişmiş olabilir.
Bu örneklerden hareketle, cinsiyetin davranışları tek başına belirlediğini söyleyemeyiz. Daha anlamlı soru, kişinin hangi deneyimlerden geçtiği ve bulunduğu ortamın kendisinden nasıl davranmasını beklediğidir.
Chaplin'in 2015 yılında yayımlanan Gender and Emotion Expression: A Developmental Contextual Perspective başlıklı incelemesi de duygu ifadesini biyolojik, psikolojik ve toplumsal etkenlerin birlikte şekillendirebildiği bir süreç olarak ele alır. Bununla birlikte yazar, alandaki araştırmaların önemli bölümünün ABD, Kanada ve bazı Batı Avrupa ülkelerindeki çocuklara dayandığına dikkat çeker. Dolayısıyla bu sonuçları bütün kültürlere ve yetişkinlere doğrudan genellemek doğru değildir.