Adalet
New member
Emre Saltık Aslen Nereli? Bir Sanatçının Kökeninden Toplumsal Yapıya Bakmak
Emre Saltık’ın nereli olduğunu araştırırken karşıma çıkan ilk bilgi oldukça net: Saltık, 1960 yılında Tunceli’nin Ovacık ilçesinde doğmuş. 1980’de İstanbul’a yerleşmiş, 1984’te İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Türk Halk Müziği Bölümü’nden mezun olmuş ve daha sonra Arif Sağ Müzik Okulu’nda eğitimci ve yönetici olarak çalışmış. 11 Mart 2017’de İstanbul’da hayatını kaybetmiş.
Biyografya
+1
Ancak “Emre Saltık aslen nereli?” sorusunu yalnızca bir ilçe adıyla cevaplayıp geçmek bana eksik geliyor. Çünkü bir sanatçının doğduğu yer, özellikle halk müziği gibi kültür, hafıza, göç, kimlik ve sınıf meseleleriyle yakından ilişkili bir alanda üretim yapan biri söz konusu olduğunda, biyografik bir ayrıntıdan daha fazlasını anlatabilir. Saltık’ın Ovacık’ta doğması, İstanbul’a göç etmesi ve halk müziği üzerinden mesleki kimlik oluşturması; coğrafya, sınıf, kültürel aidiyet, etnik-dini kimlik ve kentleşme gibi başlıkları birlikte düşünmek için önemli bir başlangıç noktasıdır.
Emre Saltık’ın Kökeni: Ovacık, Tunceli
Güvenilir biyografik kaynaklar Emre Saltık’ın Tunceli’nin Ovacık ilçesinde doğduğunu belirtiyor. Esen Müzik de sanatçının 1960 yılında Ovacık’ta doğduğunu ve 1980’de ailesiyle İstanbul’a göç ettiğini aktarıyor. Aynı kaynak Saltık’ı Alevi kökenli Türk Halk Müziği ve saz sanatçısı olarak tanımlıyor.
Esen Müzik
Burada “aslen nereli?” sorusunun aslında iki farklı anlam taşıdığını düşünüyorum. Birincisi, nüfus kaydındaki veya doğum yerindeki coğrafi köken; ikincisi ise kişinin kültürel ve toplumsal aidiyeti. Bir insanın doğduğu yer ile kendisini ait hissettiği kültürel çevre her zaman aynı şey olmayabilir.
Saltık örneğinde Ovacık doğumu, Dersim/Tunceli coğrafyasının tarihsel ve kültürel özellikleriyle birlikte değerlendirilebilir. Fakat buradan hareketle sanatçının bütün düşüncelerini, kişiliğini veya eserlerini tek bir kimliğe indirgemek doğru olmaz. Bir kişinin Alevi olması, Tuncelili olması veya belirli bir toplumsal sınıftan gelmesi, onun bütün hayatını açıklamaz.
Tam tersine, kimliği oluşturan unsurların birbirleriyle nasıl kesiştiğine bakmak daha anlamlıdır.
Alevi Kimliği ve Toplumsal Cinsiyet Meselesi
Emre Saltık hakkında kaynaklarda Alevi kökenine ilişkin bilgi bulunması, toplumsal cinsiyet konusunu tartışırken dikkatli bir yaklaşımı gerekli kılıyor. Çünkü Alevilik üzerine yapılan akademik araştırmalar, kadın-erkek eşitliği söyleminin önemli bir toplumsal ve kültürel unsur olduğunu gösteriyor. Örneğin Nimet Okan’ın çalışmaları, cem ritüelinde kadın ve erkeklerin “can” olarak aynı mekânda bulunmasının eşitlik söyleminin temel göstergelerinden biri olarak ele alındığını belirtiyor. Fakat aynı araştırmalar, eşitlik söylemi ile gündelik yaşamda yaşanan gerçeklik arasında fark bulunabileceğine de dikkat çekiyor.
DergiPark
+1
Bu ayrım çok önemli.
Bir topluluğun kendisini eşitlikçi olarak tanımlaması, o topluluğun bütün üyelerinin hayatında eşitliğin otomatik olarak gerçekleştiği anlamına gelmez. 2019 tarihli nitel bir araştırmada 15 Alevi kadınla yapılan derinlemesine görüşmeler, kadın-erkek eşitliği söyleminin Alevi kimliğinin önemli bir parçası olduğunu; ancak ataerkil toplumsal yapının bu eşitliğin gündelik yaşamda tam olarak gerçekleşmesini engelleyebildiğini ortaya koyuyor.
DergiPark
Bence buradan çıkarılması gereken sonuç “Alevilik eşitlikçidir” veya “Alevi toplumunda kadınlar eşit değildir” gibi iki uçtan biri değil. Daha gerçekçi soru şu:
Eşitlik söylemi gündelik hayatın hangi alanlarında gerçekten karşılık buluyor, hangi alanlarında ise yalnızca ideal olarak kalıyor?
Üstelik Alevi topluluklarının kendi içinde de bölgesel ve kültürel farklılıklar bulunuyor. Hatay yöresi üzerine yapılan sosyolojik bir araştırma, Alevi kadınların sosyal rollerinin farklı bölgelerde aynı olmadığını özellikle vurguluyor.
DergiPark
Dolayısıyla Emre Saltık'ın kökenini konuşurken bütün Tuncelilileri, bütün Alevileri veya bütün kadın ve erkekleri tek bir davranış kalıbına sokmak doğru olmaz.
Kadınların Deneyimini Tek Bir Hikâyeye Sıkıştırmamak
Toplumsal cinsiyet tartışmalarında kadınların yaşadığı sorunlardan söz ederken de genelleme yapmamak gerekiyor. Her kadının deneyimi aynı değil. Kentte yaşayan yüksek eğitimli bir kadının karşılaştığı engeller ile kırsal bölgede yaşayan düşük gelirli bir kadının karşılaştığı engeller aynı olmayabilir.
Bununla birlikte yapısal eşitsizliklerin varlığı kişisel farklılıkları ortadan kaldırmıyor.
Türkiye açısından bunun en görünür örneklerinden biri ücretsiz bakım emeği. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün güncel Türkiye çalışmasına göre kadınlar erkeklere kıyasla ücretsiz bakım işlerine 4,6 kat daha fazla zaman ayırıyor. ILO, bu durumun kadınların kayıtlı ve sürdürülebilir istihdama erişimini sınırlayan önemli faktörlerden biri olduğunu belirtiyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü
+1
Bu verinin anlamı yalnızca “kadınlar ev işi yapıyor” değildir. Asıl mesele, toplumun bakım sorumluluğunu kimin görevi olarak gördüğüdür.
Bir kadın işten eve geldiğinde yemek, temizlik, çocuk bakımı ve yaşlı bakımı konusunda ikinci bir mesaiye başlıyorsa, işgücü piyasasındaki eşitsizliği yalnızca işverenin tutumuyla açıklamak mümkün değildir. Ev içindeki toplumsal normlar da ekonomik sonuç üretir.
Bu nedenle kadınların deneyimlerini dinlerken “neden daha fazla mücadele etmiyor?” sorusundan önce “hangi koşullarda mücadele etmek zorunda kalıyor?” sorusunu sormak daha adil olabilir.
Erkeklerin Rolü: Suçluluk Değil Sorumluluk
Erkeklerin bu tartışmadaki rolünü yalnızca “erkekler suçlu” şeklinde kurmak da çözüm üretmez. Erkeklerin tamamını aynı davranışlara sahipmiş gibi değerlendirmek hem gerçekçi değildir hem de toplumsal dönüşüm açısından verimsizdir.
Daha yapıcı yaklaşım, erkeklerin kendi hayatlarındaki toplumsal normları sorgulaması olabilir.
Örneğin bir erkek, ev işlerinin “yardım etmek” değil ortak sorumluluk olduğunu kabul edebilir. Çocuk bakımını yalnızca annenin görevi olarak görmeyebilir. İşyerinde kadın meslektaşının sürekli not tutmasını, toplantı organizasyonunu yapmasını veya “duygusal yükü” üstlenmesini doğal kabul etmeyebilir.
Bu küçük görünen davranışlar aslında toplumsal yapıların değişmesinde önemlidir.
ILO'nun Türkiye'ye yönelik Care@Work girişiminin de dikkat çektiği nokta tam olarak burada: bakım sorumluluklarının yalnızca bireylerin özel hayatındaki bir mesele olarak değil, işyerlerinin ve kamu politikalarının da dikkate alması gereken bir eşitlik konusu olarak ele alınması gerekiyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü
Dolayısıyla çözüm odaklı bir erkek yaklaşımı, kadınlara “nasıl daha güçlü olabileceklerini” anlatmaktan ziyade kendi üzerine düşen sorumluluğu görmekle başlayabilir.
Sınıf Meselesi: Herkes Aynı İmkânlara Sahip Değil
Emre Saltık’ın 1980 yılında İstanbul’a yerleşmesi de ayrıca düşündürücü.
Biyografya
+1
Türkiye’de kırdan kente göç, yalnızca adres değiştirmek anlamına gelmedi. Eğitim, iş, kültürel sermaye ve sosyal çevre açısından yeni fırsatlar yarattığı gibi ciddi uyum sorunlarını da beraberinde getirdi.
Emre Saltık’ın nereli olduğunu araştırırken karşıma çıkan ilk bilgi oldukça net: Saltık, 1960 yılında Tunceli’nin Ovacık ilçesinde doğmuş. 1980’de İstanbul’a yerleşmiş, 1984’te İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Türk Halk Müziği Bölümü’nden mezun olmuş ve daha sonra Arif Sağ Müzik Okulu’nda eğitimci ve yönetici olarak çalışmış. 11 Mart 2017’de İstanbul’da hayatını kaybetmiş.
Biyografya
+1
Ancak “Emre Saltık aslen nereli?” sorusunu yalnızca bir ilçe adıyla cevaplayıp geçmek bana eksik geliyor. Çünkü bir sanatçının doğduğu yer, özellikle halk müziği gibi kültür, hafıza, göç, kimlik ve sınıf meseleleriyle yakından ilişkili bir alanda üretim yapan biri söz konusu olduğunda, biyografik bir ayrıntıdan daha fazlasını anlatabilir. Saltık’ın Ovacık’ta doğması, İstanbul’a göç etmesi ve halk müziği üzerinden mesleki kimlik oluşturması; coğrafya, sınıf, kültürel aidiyet, etnik-dini kimlik ve kentleşme gibi başlıkları birlikte düşünmek için önemli bir başlangıç noktasıdır.
Emre Saltık’ın Kökeni: Ovacık, Tunceli
Güvenilir biyografik kaynaklar Emre Saltık’ın Tunceli’nin Ovacık ilçesinde doğduğunu belirtiyor. Esen Müzik de sanatçının 1960 yılında Ovacık’ta doğduğunu ve 1980’de ailesiyle İstanbul’a göç ettiğini aktarıyor. Aynı kaynak Saltık’ı Alevi kökenli Türk Halk Müziği ve saz sanatçısı olarak tanımlıyor.
Esen Müzik
Burada “aslen nereli?” sorusunun aslında iki farklı anlam taşıdığını düşünüyorum. Birincisi, nüfus kaydındaki veya doğum yerindeki coğrafi köken; ikincisi ise kişinin kültürel ve toplumsal aidiyeti. Bir insanın doğduğu yer ile kendisini ait hissettiği kültürel çevre her zaman aynı şey olmayabilir.
Saltık örneğinde Ovacık doğumu, Dersim/Tunceli coğrafyasının tarihsel ve kültürel özellikleriyle birlikte değerlendirilebilir. Fakat buradan hareketle sanatçının bütün düşüncelerini, kişiliğini veya eserlerini tek bir kimliğe indirgemek doğru olmaz. Bir kişinin Alevi olması, Tuncelili olması veya belirli bir toplumsal sınıftan gelmesi, onun bütün hayatını açıklamaz.
Tam tersine, kimliği oluşturan unsurların birbirleriyle nasıl kesiştiğine bakmak daha anlamlıdır.
Alevi Kimliği ve Toplumsal Cinsiyet Meselesi
Emre Saltık hakkında kaynaklarda Alevi kökenine ilişkin bilgi bulunması, toplumsal cinsiyet konusunu tartışırken dikkatli bir yaklaşımı gerekli kılıyor. Çünkü Alevilik üzerine yapılan akademik araştırmalar, kadın-erkek eşitliği söyleminin önemli bir toplumsal ve kültürel unsur olduğunu gösteriyor. Örneğin Nimet Okan’ın çalışmaları, cem ritüelinde kadın ve erkeklerin “can” olarak aynı mekânda bulunmasının eşitlik söyleminin temel göstergelerinden biri olarak ele alındığını belirtiyor. Fakat aynı araştırmalar, eşitlik söylemi ile gündelik yaşamda yaşanan gerçeklik arasında fark bulunabileceğine de dikkat çekiyor.
DergiPark
+1
Bu ayrım çok önemli.
Bir topluluğun kendisini eşitlikçi olarak tanımlaması, o topluluğun bütün üyelerinin hayatında eşitliğin otomatik olarak gerçekleştiği anlamına gelmez. 2019 tarihli nitel bir araştırmada 15 Alevi kadınla yapılan derinlemesine görüşmeler, kadın-erkek eşitliği söyleminin Alevi kimliğinin önemli bir parçası olduğunu; ancak ataerkil toplumsal yapının bu eşitliğin gündelik yaşamda tam olarak gerçekleşmesini engelleyebildiğini ortaya koyuyor.
DergiPark
Bence buradan çıkarılması gereken sonuç “Alevilik eşitlikçidir” veya “Alevi toplumunda kadınlar eşit değildir” gibi iki uçtan biri değil. Daha gerçekçi soru şu:
Eşitlik söylemi gündelik hayatın hangi alanlarında gerçekten karşılık buluyor, hangi alanlarında ise yalnızca ideal olarak kalıyor?
Üstelik Alevi topluluklarının kendi içinde de bölgesel ve kültürel farklılıklar bulunuyor. Hatay yöresi üzerine yapılan sosyolojik bir araştırma, Alevi kadınların sosyal rollerinin farklı bölgelerde aynı olmadığını özellikle vurguluyor.
DergiPark
Dolayısıyla Emre Saltık'ın kökenini konuşurken bütün Tuncelilileri, bütün Alevileri veya bütün kadın ve erkekleri tek bir davranış kalıbına sokmak doğru olmaz.
Kadınların Deneyimini Tek Bir Hikâyeye Sıkıştırmamak
Toplumsal cinsiyet tartışmalarında kadınların yaşadığı sorunlardan söz ederken de genelleme yapmamak gerekiyor. Her kadının deneyimi aynı değil. Kentte yaşayan yüksek eğitimli bir kadının karşılaştığı engeller ile kırsal bölgede yaşayan düşük gelirli bir kadının karşılaştığı engeller aynı olmayabilir.
Bununla birlikte yapısal eşitsizliklerin varlığı kişisel farklılıkları ortadan kaldırmıyor.
Türkiye açısından bunun en görünür örneklerinden biri ücretsiz bakım emeği. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün güncel Türkiye çalışmasına göre kadınlar erkeklere kıyasla ücretsiz bakım işlerine 4,6 kat daha fazla zaman ayırıyor. ILO, bu durumun kadınların kayıtlı ve sürdürülebilir istihdama erişimini sınırlayan önemli faktörlerden biri olduğunu belirtiyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü
+1
Bu verinin anlamı yalnızca “kadınlar ev işi yapıyor” değildir. Asıl mesele, toplumun bakım sorumluluğunu kimin görevi olarak gördüğüdür.
Bir kadın işten eve geldiğinde yemek, temizlik, çocuk bakımı ve yaşlı bakımı konusunda ikinci bir mesaiye başlıyorsa, işgücü piyasasındaki eşitsizliği yalnızca işverenin tutumuyla açıklamak mümkün değildir. Ev içindeki toplumsal normlar da ekonomik sonuç üretir.
Bu nedenle kadınların deneyimlerini dinlerken “neden daha fazla mücadele etmiyor?” sorusundan önce “hangi koşullarda mücadele etmek zorunda kalıyor?” sorusunu sormak daha adil olabilir.
Erkeklerin Rolü: Suçluluk Değil Sorumluluk
Erkeklerin bu tartışmadaki rolünü yalnızca “erkekler suçlu” şeklinde kurmak da çözüm üretmez. Erkeklerin tamamını aynı davranışlara sahipmiş gibi değerlendirmek hem gerçekçi değildir hem de toplumsal dönüşüm açısından verimsizdir.
Daha yapıcı yaklaşım, erkeklerin kendi hayatlarındaki toplumsal normları sorgulaması olabilir.
Örneğin bir erkek, ev işlerinin “yardım etmek” değil ortak sorumluluk olduğunu kabul edebilir. Çocuk bakımını yalnızca annenin görevi olarak görmeyebilir. İşyerinde kadın meslektaşının sürekli not tutmasını, toplantı organizasyonunu yapmasını veya “duygusal yükü” üstlenmesini doğal kabul etmeyebilir.
Bu küçük görünen davranışlar aslında toplumsal yapıların değişmesinde önemlidir.
ILO'nun Türkiye'ye yönelik Care@Work girişiminin de dikkat çektiği nokta tam olarak burada: bakım sorumluluklarının yalnızca bireylerin özel hayatındaki bir mesele olarak değil, işyerlerinin ve kamu politikalarının da dikkate alması gereken bir eşitlik konusu olarak ele alınması gerekiyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü
Dolayısıyla çözüm odaklı bir erkek yaklaşımı, kadınlara “nasıl daha güçlü olabileceklerini” anlatmaktan ziyade kendi üzerine düşen sorumluluğu görmekle başlayabilir.
Sınıf Meselesi: Herkes Aynı İmkânlara Sahip Değil
Emre Saltık’ın 1980 yılında İstanbul’a yerleşmesi de ayrıca düşündürücü.
Biyografya
+1
Türkiye’de kırdan kente göç, yalnızca adres değiştirmek anlamına gelmedi. Eğitim, iş, kültürel sermaye ve sosyal çevre açısından yeni fırsatlar yarattığı gibi ciddi uyum sorunlarını da beraberinde getirdi.