Pasif tutum ne anlama gelir ?

Firtina

New member
Dışarıdan bakıldığında kararlı görünen bu kişi, aslında kendi duygularını anlamlandırmakta zorlanıyor olabilir. Her soruna strateji geliştiren birinin, kendi kırgınlığıyla başa çıkmak için de bir yol haritasına ihtiyacı vardır.

Öte yandan bazı kadınlar, ilişkileri koruma, ortamın duygusal dengesini gözetme ve başkalarının ihtiyaçlarını anlama konusunda teşvik edilebilir. Bu durum, kimi zaman kendi isteklerini geri plana atmalarına yol açabilir.

Örneğin Elif, arkadaşının kendisine sürekli son dakika planlarını iptal etmesine üzülüyor. Arkadaşının yoğun bir dönemden geçtiğini bildiği için onu anlamaya çalışıyor. Ancak kendi hayal kırıklığını hiç dile getirmiyor.

Elif'in empati kurması değerli bir özellik. Fakat empati, kişinin kendi duygularını yok sayması anlamına gelmemeli.

Aynı şekilde Kerem, ekip arkadaşının sorumluluklarını yerine getirmediğini fark ediyor. Sorunu konuşmak yerine her defasında eksik işleri tamamlıyor. Kendince ekibin başarısını koruyor ama giderek daha fazla yoruluyor.

Kerem'in çözüm odaklı olması olumlu bir özellik. Ancak sürekli başkalarının açığını kapatmak, sorunun asıl kaynağını görünmez hâle getiriyor.

Burada ilginç olan şu: Elif ilişki bozulmasın diye susuyor, Kerem iş aksamasın diye susuyor. Görünüşte farklı nedenler, sonuçta benzer bir durum ortaya çıkarıyor: İkisi de kendi sınırlarını yeterince ifade edemiyor.

Üstelik roller tersine de dönebilir. Bir kadın son derece stratejik davranarak çatışmayı doğrudan çözebilir; bir erkek ise karşısındakinin duygularını dikkatle dinleyerek ilişkiyi onarmayı tercih edebilir.

Dolayısıyla mesele kadınların veya erkeklerin nasıl davranması gerektiği değil, herkesin hem kendisini ifade edebilmesi hem de karşısındakini anlayabilmesidir.

Sağlıklı iletişimde strateji ile empati birbirinin rakibi değil, aynı takımın iki oyuncusudur.

5. Pasif Tutum Günlük Hayatta Nasıl Anlaşılır?

Pasif tutum bazen o kadar sıradanlaşır ki kişi kendi davranışını fark etmeyebilir. İşte günlük hayattan birkaç örnek:

İlişkilerde:

Partneriniz size kırıcı bir söz söylüyor. Üzülüyorsunuz ama tartışma çıkmasın diye gülümsüyorsunuz. Birkaç gün sonra benzer bir olay yaşandığında önceki kırgınlık da yeniden aklınıza geliyor.

İş hayatında:

İş arkadaşınız kendi görevini sürekli size bırakıyor. Siz işleri aksatmak istemediğiniz için kabul ediyorsunuz. Zamanla herkes sizin her işi yapabileceğinizi düşünüyor. Sonra da neden yorulduğunuzu anlamıyorlar.

Arkadaşlık ilişkilerinde:

Her buluşmanın yerini, saatini ve etkinliğini başkaları belirliyor. Sizden ne istediğiniz sorulduğunda “Fark etmez” diyorsunuz. Bir süre sonra kendi tercihlerinizin ne olduğunu söylemek bile zorlaşabiliyor.

Aile ilişkilerinde:

Kendi planınızı yapmak istiyorsunuz ancak ailenizin beklentileri farklı. İtiraz ettiğinizde suçluluk hissedeceğinizi düşündüğünüz için kendi planınızdan vazgeçiyorsunuz.

Dijital iletişimde:

Bir arkadaşınızın mesajına kızıyorsunuz. Cevap vermek yerine günlerce çevrim içi olup olmadığını kontrol ediyorsunuz. Karşı tarafın sizin neden sustuğunuzu anlamasını bekliyorsunuz.

Son örnek, günümüzün pasif tutum laboratuvarı sayılabilir. Eskiden insanlar mektuba cevap vermeyerek sessiz kalırdı; şimdi mesajı görüp cevap vermeyerek, hikâye paylaşarak ve çevrim içi durumunu gizleyerek aynı işi çok daha teknolojik biçimde yapabiliyoruz.

Fakat karşı tarafın zihnini okuma özelliği henüz yaygınlaşmadı. Bu yüzden sessizlikle anlatmaya çalıştığımız şey çoğu zaman yanlış anlaşılabiliyor.

6. Pasif Tutumun Uzun Vadeli Sonuçları Nelerdir?

Pasif davranmak kısa vadede rahatlatıcı olabilir. Tartışma çıkmaz, ortam gerilmez, kimse size kızmaz. En azından ilk bakışta durum böyledir.

Ancak sürekli tekrarlandığında farklı sorunlara yol açabilir.

Birikmiş kırgınlıklar: Söylenmeyen rahatsızlıklar kendiliğinden ortadan kalkmayabilir. Kişi küçük olayları biriktirerek zamanla daha yoğun öfke hissedebilir.

Özsaygının zedelenmesi: Kendi ihtiyaçlarını sürekli önemsizleştiren biri, zamanla kendi isteklerinin gerçekten değerli olup olmadığını sorgulayabilir.

İlişkilerde dengesizlik: Bir taraf sürekli karar verirken diğer taraf sürekli uyum sağlıyorsa ilişkinin sorumluluk dağılımı bozulabilir.

İş yükünün artması: Sürekli evet diyen çalışan, ekip içinde görünmez bir yedek personel gibi konumlanabilir. Üstelik bu görev için ek bir maaş da almayabilir!

Karar verme becerisinin zayıflaması: Kendi kararlarını almaktan kaçınan kişi, zamanla basit seçimlerde bile başkalarının onayına ihtiyaç duyabilir.

Burada bir ayrım yapmak önemli: Pasif tutum her zaman bu sonuçları doğurmaz ve bunlar yalnızca pasif davranışa özgü sorunlar değildir. Ancak kişi kendisini sürekli geri plana atıyorsa bu ihtimalleri göz önünde bulundurmak yararlı olabilir.

Ayrıca sessiz kalmak bazen bilinçli bir tercihtir. Her tartışmaya girmek zorunda değiliz. Her eleştiriye cevap vermek, her haksızlığı aynı anda düzeltmek veya herkese kendimizi açıklamak da sağlıklı bir yaşamın şartı değildir.

Asıl soru şudur: Sessiz kalmayı siz mi seçiyorsunuz, yoksa konuşmaktan korktuğunuz için mi susuyorsunuz?

7. Pasif Tutumdan Daha Sağlıklı Bir İletişime Nasıl Geçilir?

İyi haber şu ki kendini ifade etme becerileri geliştirilebilir. Bunun için bir sabah uyanıp dünyanın en cesur insanına dönüşmek gerekmiyor. Küçük adımlar da önemli bir başlangıç olabilir.

1. Önce ne hissettiğinizi belirleyin.

Bir olay sizi rahatsız ettiğinde hemen tepki vermek zorunda değilsiniz. Ancak kendi duygunuzu anlamaya çalışın.

Kırıldınız mı, öfkelendiniz mi, yoksa kendinizi değersiz mi hissettiniz? Duygunuzu doğru tanımlamak, ihtiyacınızı daha açık ifade etmenizi sağlar.

Örneğin “Çok sinirliyim” demek yerine “Kararım sorulmadan değiştirildiği için kendimi önemsiz hissettim” demek, sorunun kaynağını anlamayı kolaylaştırabilir.

2. Küçük konularda hayır demeyi deneyin.

Kendinizi ifade etmeye başlamak için büyük çatışmalar beklemeyin.

Arkadaşınız istemediğiniz bir filme gitmek istiyorsa “Bu defa başka bir şey izlemek istiyorum” diyebilirsiniz. İş arkadaşınız yoğun olduğunuz hâlde ek görev veriyorsa “Şu anda mevcut işlerimi tamamlamam gerekiyor, bu görevi hangi öncelikle ele almamı istersiniz?” diye sorabilirsiniz.

Hayır demek her zaman sert bir şekilde reddetmek değildir. Bazen sınırınızı açıklamak ve alternatif sunmak yeterlidir.

3. Suçlayıcı değil, açık bir dil kullanın.

“Sen zaten beni hiç düşünmüyorsun” demek yerine “Planımız son anda değiştiğinde kendimi değersiz hissediyorum. Bir dahaki sefere önceden haberleşebilir miyiz?” demeyi deneyin.

İkinci cümle hem duyguyu ifade eder hem de çözüm için kapı açar.

4. Herkesin sizi onaylamayabileceğini kabul edin.

Bu, kendini ifade etmenin en zor taraflarından biridir. Ne kadar nazik olursanız olun, bazı insanlar sınır koymanızdan hoşlanmayabilir.

Daha önce her isteği kabul eden biri ilk kez hayır dediğinde çevresindekiler şaşırabilir. Hatta “Sen eskiden böyle değildin” diyebilirler.

Aslında değişen şey her zaman kişiliğiniz değildir; belki de ilk defa kendi ihtiyaçlarınızı görünür hâle getiriyorsunuzdur.

5. Karar verirken kendinize de söz hakkı tanıyın.

Bir plan yapılırken otomatik olarak “Siz bilirsiniz” demek yerine önce kendi tercihinizi düşünün.

Nerede yemek yemek istiyorsunuz? Hafta sonunu nasıl geçirmek istiyorsunuz? Hangi görevleri üstlenmek sizin için makul?

Küçük kararlar, büyük kararların provasıdır. Sürekli başkalarının seçimini uygulayan biri olmak yerine kendi seçimlerini de değerlendirmeye başlayabilirsiniz.
 
Üst